Adalar açıklarında art arda sarsıntılar: Uzmanlar ne diyor?
Adalar açıklarında peş peşe meydana gelen mikrodepremler, olası büyük İstanbul depremi tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Atlas Newsdesk ·

AFAD’ın son verilerine göre Adalar açıklarında son günlerde peş peşe sarsıntılar kaydedildi. Bölgede meydana gelen depremlerin en büyüğü 3,2 olurken, yalnızca bir günde 50’ye yakın sarsıntı tespit edildi. Marmara Denizi’ndeki hareketlilik, olası “Büyük İstanbul depremi” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlar ise mikrodepremlerin tek başına “öncü deprem” olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Marmara’daki fay hareketliliği ve olası büyük depreme ilişkin farklı görüşler paylaşılırken, bölgedeki sismik hareketliliğin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda değerlendirmeler yapıldı.
Üşümezsoy: Adalar fayı “yaşlı ve ölü”
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Adalar açıklarında meydana gelen mikrodepremlerin beklenen büyük İstanbul depremiyle doğrudan ilişkilendirilmemesi gerektiğini söyledi. Büyükada’nın güneyindeki sarsıntıların ana fay üzerinde değil, ana fayı güneyden kuzeye kesen ikincil ve üçüncül fay kollarında meydana geldiğini belirtti.
Üşümezsoy, “Adalar fayı yaşlı ve ölü bir faydır. Buradan büyük bir deprem çıkmaz” ifadelerini kullandı.
Söz konusu küçük fay kollarının tek başlarına yıkıcı stres oluşturabilecek güçte olmadığını belirten Üşümezsoy, bölgedeki hareketliliğin 17 Ağustos ve 23 Nisan depremlerinin bölgeye yüklediği stresle bağlantılı olduğunu savundu.
Bölgedeki fay hatlarını yıllar önce haritalandırdıklarını ve bugün yaşanan sarsıntıların bu tespitlerle örtüştüğünü ifade eden Üşümezsoy, 1999’dan bu yana fay üzerinde bu tür tetiklenmiş küçük hareketliliklerin görüldüğünü belirtti.
Mikro sarsıntıların olağan bir sürecin parçası olduğunu dile getiren Üşümezsoy, küçük fay kollarının stres biriktirerek orta veya büyük ölçekli deprem üretme kapasitesine sahip olmadığını savundu. Üşümezsoy ayrıca mevcut hareketliliğin “İstanbul depremi geliyor” şeklinde yorumlanmasının bilimsel verilerle desteklenmediğini ifade etti.
Ercan’dan uzun vadeli deprem öngörüsü
Deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan da Adalar’ın güneybatısında yoğunlaşan sarsıntıların toplumda gereksiz paniğe yol açmaması gerektiğini söyledi.
Deprem kestirimlerinin yalnızca meydana gelen küçük sarsıntıların sayısına bakılarak yapılamayacağını belirten Ercan, yerin yaklaşık 12 fiziksel özelliğinin takip edildiğini aktardı.
Kuzey Marmara’da 7 ila 10 kilometre odak derinliğinde iki ana deprem beklediğini ifade eden Ercan, kırılmanın yatay bileşeninin 1,5-2 metre sağ atımlı, düşey bileşeninin ise yaklaşık 1 metre olacağını kaydetti.
Ercan, süpürtü (tsunami) dalga yüksekliğinin 2,5 metreyi geçmeyeceğini öngördü. Büyük deprem için en erken 2045 yılını işaret eden Ercan, en olası dönemin 2075 olduğunu, sürecin 2150’ye kadar gecikebileceğini belirtti.
Tüysüz: Öncü olup olmadığı sonradan anlaşılır
Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, bölgedeki hareketliliğin doğrudan büyük bir depremin habercisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Tüysüz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
“Her büyük depremin arkasından artçı depremler olur ancak her büyük depremden önce öncü deprem olmaz. Bir depremin ya da depremlerin öncü olduğu arkasından büyük deprem gelince anlaşılır. Adalar fayı üzerinde meydana gelen mikrodepremler, bu fayın aktif olduğunu işaret etmek dışında bir anlam taşımaz. Bekleyip göreceğiz.”
Bektaş: Fayın derin yapısına da bakılmalı
Prof. Dr. Osman Bektaş ise Marmara’daki hareketliliğin değerlendirilmesinde fay sisteminin derin yapısının da dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Deprem kümesinin yaklaşık 10 kilometre derinlikte Adalar-Çınarcık fay sistemi üzerinde meydana geldiğini aktaran Bektaş, aynı fay hattında 1963 yılında 6,3 büyüklüğünde deprem yaşandığını hatırlattı ve bölgedeki yoğun mikrodeprem aktivitesine dikkat çekti.
Bektaş, artan deprem kümesinin yalnızca “gaz patlaması” şeklinde basit bir açıklamayla geçiştirilemeyeceğini savundu. Fay zonundaki hareketliliğin yanı sıra bölgenin derin yapısının da birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Görür: “Er veya geç büyük bir deprem olacak”
Prof. Dr. Naci Görür de birkaç gün önce 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğuna dikkat çekmişti.
Görür, “Er veya geç büyük bir deprem olacak” uyarısında bulunurken, Türkiye’nin ülkeyi depreme dirençli hale getirebilecek güce sahip olduğunu belirtti.
Görür şöyle konuştu:
"Arkadaşlar kendimizi aldatmayalım. Bir deprem ülkesinde yaşıyoruz. Er veya geç, orada veya burada büyük bir deprem olacak ve binlerce insan ölecektir. Bırakın fayı, bırakın yeri, insanlar ölmesin istiyorsanız ülkenizi deprem dirençli yapınız ve depremi minimum zararla atlatınız.
Bütün iş bir bakanlık kurup bunu en az 20 sene siyaset yapmadan ciddiyetle çalıştırmak gerekir. Türkiye’nin bunu yapmaya gücü vardır."
Kaynak: Gazete Oksijen