Jorge Luis Borges yazma kaderini ve gelecek projelerini anlatıyor
Jorge Luis Borges, yazmayı kişisel bir kader ve korkaklık/sadakatsizlik sonucu görüyor. Gelecek için edebi projeler üzerinde çalışıyor.
Ayla Demirhan ·

Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, yazmayı kişisel bir yazgı olarak gördüğünü ve bu nedenle kalemi bırakmadığını vurguluyor. Ona göre kurtuluş, başkalarının kaderini taklit edecek kahramanlıklarda değil, insanın kendi yazgısında saklı.
Yazar, bu çerçevede her insanın kaderinin karakteriyle özdeş olduğunu belirtiyor ve edebiyatta zamana, mekâna ve kişisel tercihlere bağlı olmayan bir eser ideali peşinde koştuğunu söylüyor. Aynı yaklaşım içinde, yakın ve uzak gelecek için tasarladığı anlatı projelerini de bir araya getiriyor.
Borges, başka yazarlardan daha iyi düşündüğünü ve icat ettiğini söylerken, onların sahip olduğu kayıtsız ve kendiliğinden rahatlıktan yoksun olduğunu kabul ediyor. Yine de yazmayı sürdürüyor; çünkü çocukluğundan beri kendisi için “başka bir kader olmadığını” bildiğini dile getiriyor. Yazmanın, kimi zaman korkaklık ve sadakatsizlikten doğan o tanıdık talihsizlik duygusu olmadan mümkün olmayacağını da ekliyor.
Yazgı, karakter ve etik anlayışı
Yazar, etiğin ötesinde her insanın kendine özgü bir yazgısı bulunduğunu ve bunun kişinin gizli etiğini oluşturduğunu ifade ediyor. Bu görüşünü, yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce dile getirilen Herakleitos’un düşünceleriyle ilişkilendiriyor. Borges, San Martín Tarihi’nin cilt kapaklarında yer alan “Olman gereken her neyse o olacaksın, yoksa hiçbir şey olamayacaksın” sözünü de bu bağlamda okuyor.
Kendi yazarlık serüveninde ise kurtuluşun, savaşlar kazanmak ya da ihanet gibi dramatik eylemlerle değil, “kendi kaderini yaşamakla” mümkün olacağı fikrini yineliyor. Bu nedenle, yazının kişisel bir zorunluluk olduğu sonucuna varıyor ve edebiyatını bu zorunluluğun bilinciyle kuruyor.
Zamansız ve kişisellikten arınmış bir eser arayışı
Borges’in edebiyattaki en büyük amacı, “tüm insanlar için her şey olabilecek” bir metin yaratmak. Böyle bir eserin kişisel tiksintilerden, alışkanlıklardan ve tercihlerden bağımsız olması; yalnızca bugüne değil, geçmişe ve “gizli geleceğe” de seslenmesi gerektiğini savunuyor. Analizle tüketilemeyen, zamansız ve nedensiz bir yoğunluk taşıyan bu ideali, Angelus Silesius’un Kerubi Gezgini’ndeki simgesel “gül” imgesiyle anımsatıyor.
Yeni kurmaca tasarıları: ‘Kongre’den ‘Hume’un Tercümanı’na
Yazar, uzak ve sorunlu gelecek için Whitman ile Kafka’nın üsluplarını uzlaştırmayı amaçlayan “Kongre” başlıklı uzun bir anlatı üzerinde düşündüğünü söylüyor; ancak ayrıntı vermekten kaçınıyor. Yakın gelecek içinse bir “ölümsüzler şehri”ni konu alan fantastik bir öykü planlıyor ve bu metnin Letizia Álvarez de Toledo tarafından resimleneceğini belirtiyor.
Ayrıca, “İbn Rüşd” başlıklı sembolik bir hikâye, ebedi dönüş temasını işleyen “Hume’un Tercümanı” adlı başka bir fantastik öykü ve 1890 yılında Arapey yakınlarında geçen, kaçakçılarla ilgili bir anlatı üzerinde de çalıştığını aktarıyor. Ortak yazı geleneğini sürdüren Borges, Adolfo Bioy Casares ile birlikte, kahramanları Isidro Parodi, Gervasio Montenegro ve daha önce basılmamış Marcelo N. Frogman olan, adı henüz belli olmayan bir polisiye metin planladığını da ekliyor.
Borges’in yazı anlayışı ile tasarladığı bu projeler, yazarın kişisel kader fikrini estetik bir arayışla birleştirdiğini gösteriyor. Okur için soru, bu metinlerin ne ölçüde zamansız bir yoğunluğa erişeceği ve “Kongre”nin vaat ettiği Whitman–Kafka uyumunu nasıl kuracağı olacak.