İstanbul İçin Sağduyulu Bir "Nefes" Kararı
İstanbul Valiliği, orman yangını riski nedeniyle il genelinde havai fişek, meşale ve yanıcı maddelerin kullanımını geçici olarak yasakladı.
Selin Özalp ·

Yaz aylarının kavurucu sıcakları kapıya dayandığında, her yıl içimizdeki o tanıdık korku da beraberinde uyanır: "Acaba bugün nerede bir ciğerimiz yanacak?" Orman yangınları, sadece ağaçları değil, geleceğimizi, oksijenimizi ve o ormanların derinliklerinde barındırdığı binlerce canlıyı da kuşa çevirip götürüyor. İşte tam da bu kritik dönemde, İstanbul Valiliği’nden tam anlamıyla "sağduyu" kokan, son derece yerinde ve alkışlanacak bir hamle geldi.
Vali Davut Gül imzasıyla yayımlanan yeni genelgeyle, 16 Temmuz ile 28 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul genelinde havai fişek, meşale ve her türlü patlayıcı/yanıcı maddenin satışı ve kullanımı yasaklandı. Üstelik bu karar, daha önce yürürlüğe giren ormanlık alanlara giriş yasağıyla da desteklenerek kusursuz bir koruma kalkanına dönüştürüldü.
Bu karara sadece bir "yasak" gözüyle bakmak, meselenin ciddiyetini kavrayamamak demektir. Bu, bir şehrin doğasını, canlısını ve insanını koruma altına alan bir sorumluluk ve vizyon belgesidir.
Yıllarca iki dakikalık bir görsel eğlence uğruna, düğünlerde ya da kutlamalarda sorumsuzca gökyüzüne fırlatılan havai fişeklerin, rüzgarın da etkisiyle nasıl birer yangın füzesine dönüştüğünü içimiz sızlayarak izledik. Eğlence anlayışımızın, bir canlının yaşam hakkından ya da asırlık bir çam ağacının varlığından daha değerli olmadığını artık idrak etmek zorundayız. Valilik, bu radikal ama bir o kadar da elzem kararla, doğayı insan fütursuzluğuna karşı koruma altına almıştır.
Üstelik kararın sadece "kullanım" ile sınırlı kalmayıp, "satış" aşamasını da kapsayarak kökten bir çözüm üretmesi, uygulamanın samimiyetini ve kararlılığını gösteriyor. Kolluk kuvvetlerinin sahada yapacağı sıkı denetimlerle, bu yaz İstanbul’un entelektüel ve doğal mirası olan yeşil alanlar çok daha güvende olacak.
Kutlama yapmak, sevinci paylaşmak elbette güzeldir; ancak arkasında kül yığınları ve gözü yaşlı bir doğa bırakmadığı sürece...
Şimdi sıra biz İstanbullularda; bu karara harfiyen uymak ve yeşilimize sahip çıkmak, bu şehre olan namus borcumuzdur.