Mütareke İstanbul’undan Şeytan Adası’na uzanan esaret yeni kitapta
İşgal altındaki İstanbul'dan Türk mahkumlar, Fransızların Şeytan Adası'na sürgün edildi; bu durum dönemin siyasi koşullarını yansıtıyor.
Ayla Demirhan ·

Nezih Üzel’in “Mütareke İstanbul’undan Şeytan Adası’na Bir Esaret Hikâyesi” adlı kitabı, Fransızların Güney Amerika’daki kolonisi Şeytan Adası’na sürgün edilen Türk mahkûm Mehmet Ali Kayan’ın tanıklığını merkeze alarak işgal yıllarının karanlık sayfalarını görünür kılıyor. Kronik Kitap tarafından yayımlanan çalışma, işgal altındaki İstanbul’dan Atlas Okyanusu’na uzanan zorlu bir yolculuk ve hayatta kalma mücadelesini aktarırken dönemin siyasi ve sosyal koşullarına da ışık tutuyor.
Kitap, Kayan’ın izini süren arşiv taramaları ve sözlü tarih görüşmeleriyle şekilleniyor. Hasan İzzettin Dinamo ile Nezih Üzel’in Kayan’la yaptığı görüşmeler, anlatının temelini oluşturuyor. Dinamo’nun bu görüşmelerden ilhamla kaleme aldığı “Türk Kelebeği” romanı da söz konusu tanıklığın edebiyata yansımalarından biri olarak anılıyor.
Şeytan Adası, 19. ve 20. yüzyıllarda bir sürgün ve ceza adası olarak kullanıldı. Mahkûmların çoğu Fransız olsa da farklı milletlerden birçok kişi de buraya gönderildi. İşgal dönemi İstanbul’unda da bazı Türk mahkûmların bu adaya sürgün edildiği aktarılıyor; Mehmet Ali Kayan bu isimlerden biri olarak öne çıkıyor.
Eser, kişisel bir esaret hikâyesinden yola çıkarak geniş bir tarihsel bağlam kuruyor. Kayan’ın anlatısı, okuru yalnızca bir kader çizgisine değil, aynı zamanda Mütareke dönemi İstanbul’unun toplumsal kırılmalarına ve sürgün politikalarının insani sonuçlarına götürüyor.
Şeytan Adası ve tarihsel arka plan
Fransız kolonisi ve sürgün sistemi
Fransızların Güney Amerika’daki kolonisi olarak anılan Şeytan Adası, modern hafızada kapatılması zor bir cezalandırma düzeninin simgesi haline geldi. Ada, zorlu coğrafi koşulları ve katı güvenlik uygulamalarıyla kaçışı neredeyse imkânsız bir sürgün mekânı olarak kayda geçti.
Edebiyatta ve kültürde yankıları
Şeytan Adası, dünya edebiyatında ve sinemasında da yankı buldu. Emile Zola, burada yargılanan Alfred Dreyfus davasına ilişkin “Suçluyorum (J’accuse)” kitabını kaleme aldı. Henry Charrière’in “Kelebek” adlı eseri, adadaki yaşamı ve kurtulma mücadelesini popüler kültüre taşıdı; öykü daha sonra 1973 yapımı filmle geniş kitlelere ulaştı.
Mehmet Ali Kayan’ın tanıklığı ve edebiyata yansımaları
Görüşmelerden doğan otobiyografik anlatı
Üzel’in çalışması, Kayan’ın kendi sözlerine dayanan otobiyografik bir çerçeve kuruyor. Araştırma ve görüşmeler, kişisel bir hatıratın ötesine geçerek, işgal dönemi İstanbul’unda bireyin devlet ve işgal kuvvetleri karşısındaki kırılgan konumunu gözler önüne seriyor. Bu sayede bireysel deneyim, daha geniş bir tarihsel tartışmaya bağlanıyor.
“Türk Kelebeği” ile kurulan bağ
Hasan İzzettin Dinamo’nun Kayan’la yaptığı görüşmelerden yola çıkarak yazdığı “Türk Kelebeği”, bu hikâyenin edebiyat dünyasındaki ilk yankılarından biri olarak öne çıkıyor. Üzel’in kitabı ise aynı tanıklığı, belge ve bulgularla desteklenmiş bir esaret anlatısı içinde yeniden kurarak okurun dönemi çok yönlü kavramasını hedefliyor.
Sonuç olarak, Mehmet Ali Kayan’ın sürgün rotası üzerinden kurulan bu anlatı, Mütareke yıllarının insan hikâyelerine odaklanan bir tarih okuması öneriyor. Okurlar için hem kişisel bir tanıklık hem de çağın toplumsal arka planına dair derli toplu bir başvuru niteliği taşıyan kitap, yakın dönem tarihe yönelik ilgiyi tazeleyebilir.