Çin, ABD tahvillerindeki varlıklarını 2008'den bu yana en düşük seviyeye indirirken, altın rezervlerini 16 aydır aralıksız artırarak stratejik bir değişim sergiliyor.
Yabancı yatırımcıların ABD hazine tahvillerindeki payı son 30 yılın en düşük seviyesine geriledi ve bu durum ABD'nin borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor.
Rusya'nın rezervlerinin dondurulması, Çin gibi ülkeleri dolara dayalı varlıklardan uzaklaşmaya teşvik eden önemli bir katalizör olarak görülüyor.

Atlas AI
ABD’nin borçlanma maliyeti, yabancı yatırımcıların Hazine tahvillerindeki payı gerilerken yukarı yönlü baskı görüyor. Son tablo, küresel rezerv yönetiminde dolar ağırlığının kademeli azalmasına ve bazı ülkelerin daha fazla altın tutmasına bağlanıyor. Bu değişimde en görünür aktör Çin; Pekin hem ABD tahvili pozisyonunu küçültüyor hem de resmi altın rezervini artırıyor.
ABD Hazine tahvillerinde yabancı yatırımcıların toplam payı yüzde 32,4’e indi ve bu oran 1997’den beri en düşük seviye olarak kayda geçti. Bu düşüş, ABD’nin bütçe finansmanı ve borç çevirme sürecinde daha yüksek faizle karşılaşma riskini artırıyor. Talep zayıfladıkça, Hazine’nin yeni ihraçlarda daha yüksek getiri sunması gerekebiliyor.
ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre Çin’in elindeki ABD tahvili stoku yaklaşık 694 milyar dolara geriledi. Bu seviye, 2008 küresel finans krizinden bu yana en düşük nokta olarak öne çıkıyor. Çin’in ABD tahvillerinde Kasım 2013’te gördüğü 1,316 trilyon dolarlık zirveye göre düşüş yüzde 47 düzeyinde.
Çin yine de Japonya ve Birleşik Krallık’ın ardından üçüncü büyük ABD tahvili sahibi konumunu koruyor. Bu durum, satışların “tam çıkış” değil, portföy ağırlığını azaltma şeklinde ilerlediğini gösteriyor. Pekin’in yaklaşımı, rezerv çeşitlendirme ve jeopolitik risklere karşı tampon oluşturma hedefiyle birlikte okunuyor.
Tahvil azaltımına paralel olarak Çin Merkez Bankası 16 aydır altın alımı yapıyor ve resmi altın rezervi 2.309 tona çıktı. Altın, Çin’in 3,3 trilyon doları aşan toplam döviz rezervleri içinde hâlâ sınırlı bir paya sahip; metinde bu oran yüzde 7-10 aralığında veriliyor. Buna rağmen düzenli alım, rezerv kompozisyonunda uzun vadeli bir yön değişikliğine işaret ediyor.
Bu stratejinin arka planında, Ukrayna savaşı sonrası Batılı ülkelerin Rusya’nın yaklaşık 300 milyar dolarlık döviz rezervini dondurması gibi örneklerin yarattığı “varlıkların erişilebilirliği” riski bulunuyor. Dolar ve dolar bazlı menkul kıymetler, likidite ve derinlik avantajı sunsa da yaptırım ve dondurma riskleri tartışmasını da beraberinde getiriyor. Altın ise karşı taraf riski taşımayan bir rezerv aracı olarak öne çıkıyor.
ABD tarafında kısa vadeli baskıyı artıran unsur, yüksek borç çevirme ihtiyacı. Metne göre ABD hükümeti önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak yaklaşık 10 trilyon dolarlık borcu yeniden finanse etmek zorunda. Aynı dönemde yabancı merkez bankalarının iştahı azalırsa, faizler üzerinden bütçe dengesi ve borç servis maliyeti kanalı daha görünür hale gelebiliyor.
Faiz cephesinde, 10 yıllık ABD tahvil faizi Mart ayında 35 baz puan yükseldi. Çin dışında Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin de yerel para birimlerini desteklemek için dolar rezervlerini kullanırken ABD tahvili satması, talep tarafındaki zayıflamayı genişletebiliyor. Sonuçta, rezerv yönetimindeki bu kademeli kayma ABD tahvil piyasasında marjinal alıcı profilini değiştirirken, küresel finans sisteminde doların ağırlığına dair tartışmaları da canlı tutuyor.
Ülke Etkisi: ABD’de yabancı talebin azalması, borç çevirme dönemlerinde Hazine ihalelerinde daha yüksek getiri oluşması kanalından bütçe faiz giderlerini etkileyebilir. Çin’de rezerv kompozisyonunun altın lehine kayması, döviz rezervi yönetiminde likidite–jeopolitik risk dengesini yeniden tanımlayabilir.
Sektör Etkisi: Küresel bankacılık ve varlık yönetimi tarafında rezerv akımlarındaki değişim, ABD tahvillerinde alıcı tabanını ve repo/teminat dinamiklerini etkileyebilir. Altın piyasasında resmi alımların sürmesi, merkez bankası talebinin fiyat oluşumundaki payını artırabilir.
Piyasa Etkisi: ABD tahvil faizleri, marjinal alıcıların davranışı ve yeniden finansman takvimi üzerinden oynaklığa açık kalabilir. Dolar bazlı varlıklardan kısmi uzaklaşma, kur ve emtia fiyatları arasında portföy yeniden dengeleme kanalıyla çapraz etkiler yaratabilir.