Eren Holding çekiliyor, tekstil Türkiye’yi terk ediyor
Fabrika kapanışları ve üretim göçü, sektörün modelini çökertiyor
Selin Özalp ·

Türkiye’nin sanayi hikayesinin en eski ve en güçlü sütunlarından biri olan tekstil sektörü, sessiz ama derin bir çözülme sürecine girmiş durumda.
Bu sürecin en görünür işaretlerinden biri, ülkenin büyük sanayi gruplarından Eren Holding’in Çorlu’daki dev tekstil fabrikasını kapatma kararı oldu.
Ancak bu gelişme, tekil bir şirket kararından çok daha fazlasını ifade ediyor: Türkiye’nin düşük ve orta katma değerli üretim modelinin sınırlarına dayanmış olabileceğini.
Kararı kamuoyuna duyuran Eren Holding patronu Ahmet Eren, sürecin ağırlığını şu sözlerle dile getirdi: “ Çorlu fabrikamızı kapatmak zorunda kaldık. Kapatmamak için 3-4 ay bekledik. Çok ağrıma gidiyor çünkü işçinizin işine son veriyorsunuz. Nasıl iş bulacak, nerede çalışacak ?
Fabrika kapatan sadece biz de değiliz ki birçok fabrika kapandı.” Bu ifadeler, yalnızca bir fabrikanın kapanışını değil, sektör genelinde yaşanan daha geniş çaplı daralmanın açık bir yansıması.
Çorlu’daki tesis, kapasite açısından Türkiye tekstil sanayisinin en büyük üretim merkezlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Günlük 13 ton iplik üretimi, 10 ton iplik boyama ve 25 ton kumaş boyama kapasitesine sahip olan fabrikada 2 binden fazla çalışan bulunuyordu.
Kapatma kararıyla birlikte bu çalışanların tamamı işsiz kaldı. Ancak son dönemde benzer kararların artması, bunun izole bir vaka olmadığını ortaya koyuyor.
Son iki yılda Türkiye tekstil sektörü ciddi bir rekabet kaybı yaşıyor. Fiyatlardaki hızlı artış, enerji maliyetlerindeki yükseliş ve kur politikasının ihracatçıyı desteklemekte yetersiz kalması, maliyet yapısını dramatik biçimde bozdu.
Aynı dönemde Avrupa pazarında talep zayıflarken, siparişler giderek daha ucuz üretim merkezlerine kaydı. Sektör temsilcilerine göre bazı segmentlerde sipariş kaybı yüzde 30-40 seviyelerine ulaşmış durumda.
Bu kaybın en net sonucu ise üretimin Türkiye dışına taşınması. Son dönemde Mısır, Ürdün ve Fas gibi ülkeler Türk tekstil üreticileri için yeni merkezler haline geliyor. Ürdün’ün ABD ile serbest ticaret anlaşması sayesinde sunduğu gümrüksüz ihracat avantajı, Mısır’ın düşük işçilik maliyetleri ve agresif yatırım teşvikleri, bu ülkeleri cazip kılıyor.
Birçok Türk üretici, maliyet baskısını dengelemek için siparişlerini bu ülkelere kaydırıyor ya da doğrudan yatırım yapıyor. Bu durum, Türkiye’nin yalnızca üretim kaybetmediğini, aynı zamanda küresel tekstil değer zincirindeki konumunun da zayıfladığını gösteriyor.
Eren Grubu’nun faaliyet alanı yalnızca tekstille sınırlı değil. Konfeksiyon, çimento, perakende, ambalaj, kağıt, enerji ve lojistik gibi birçok sektörde faaliyet gösteren grup, yaklaşık 14 bin kişiye istihdam sağlıyor. Aynı zamanda Lacoste, Burberry, Gant ve Nautica gibi küresel markalar için üretim yaparak uluslararası tedarik zincirlerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Ancak bu çeşitlilik bile tekstil tarafındaki daralmayı dengelemeye yetmemiş görünüyor.
Ahmet Eren’in “Lacoste, Burberry, Gant, Nautica gibi küresel markalar bizim perakende grubunda ve üretim yapıyoruz ama şu anda tekstil ölüyor. Bizim perakende satışlarımız da düşüyor. Maalesef bizim çıkardığımız işçi sayısı 2 bini buldu. Grubumuzda 14 bine yakın çalışanımız var” sözleri, krizin yalnızca üretim değil, talep tarafına da yayıldığını ortaya koyuyor.
Daha geniş çerçevede bakıldığında, Türkiye tekstil sektörü bir kırılma noktasında. Uzun yıllar boyunca “hızlı teslimat, Avrupa’ya yakınlık ve orta maliyet” avantajı üzerine kurulu model, artık sürdürülebilir görünmüyor. Daha ucuz ülkeler maliyet avantajını ele geçirirken, Türkiye henüz yüksek katma değerli üretime tam anlamıyla geçebilmiş değil. Bu da sektörü iki arada bırakıyor: Ne en ucuz üretici ne de en katma değerli.
Büyük oyuncuların dahi geri çekilmeye başladığı bir ortamda, daha küçük ve sermaye gücü sınırlı üreticilerin ayakta kalması ise giderek zorlaşıyor.
Sonuç olarak, Çorlu’daki fabrikanın kapanışı bir istisna değil, bir işaret. Türkiye tekstil sektörü sessiz bir dönüşüm yaşıyor — ve bu dönüşüm yalnızca fabrikaların değil, ülkenin sanayi modelinin de yeniden yazılmasına yol açabilir.