Enver Altaylı’nın kızından Kozinoğlu soruşturmasına ilişkin açıklama
Tutuklu eski MİT’çi Enver Altaylı’nın kızı Dilara Yılmaz, babasının Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirterek, 82 yaşındaki Altaylı’nın sağlık sorunlarına rağmen Sincan’dan İstanbul’a sevk edilmek istendiğini açıkladı. Yılmaz, Altaylı’nın doktor raporuyla sevke uygun b
Atlas Newsdesk ·

Enver Altaylı için İstanbul’a sevk tartışması, kızı Dilara Yılmaz’ın sağlık raporu ve SEGBİS talebiyle yeni bir hukuki aşamaya taşındı.
Dilara Yılmaz, tutuklu bulunan 82 yaşındaki babasının Sincan’daki cezaevinden İstanbul’a götürülmek istendiğini söyledi. Yılmaz’ın açıklamasına göre bu talep, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin bir dosyada Altaylı’nın adının anılmasıyla bağlantılı.
Sincan sevki ve doktor raporu
Yılmaz, babasının sağlık durumunun nakil için uygun olmadığını savundu ve bu görüşün doktor raporuyla da kayda geçtiğini belirtti. Açıklamada, yaş ve mevcut sağlık sorunları nedeniyle şehirler arası sevkin tıbbi risk taşıdığı ifade edildi.
Altaylı’nın ifadesinin fiziki nakil yerine SEGBİS aracılığıyla alınabileceğini söyleyen Yılmaz, adli sürecin bu yöntemle yürütülmesinin mümkün olduğunu dile getirdi. Bu iddia, hem tutuklunun sağlık durumu hem de ifadenin alınma yöntemi bakımından mahkeme ve cezaevi idaresinin değerlendirmesine bağlı kalıyor.
Yılmaz, sevk talebinin zorunlu olmadığını savunarak sorumluluk uyarısı yaptı. “Önlenebilir ve zorunlu olmayan bir sevk nedeniyle sağlığına bir zarar gelirse bunun sorumluluğundan kimse kaçamaz” dedi.
Kozinoğlu iddiasında ad tartışması
Yılmaz’ın açıklamasındaki ikinci başlık, Altaylı’nın Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilişkilendirilmek istendiği iddiası oldu. Bu bağlantıya ilişkin ayrıntı verilmediği için iddia, şu aşamada yalnızca ailenin beyanı olarak kayda geçiyor.
Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili bir dosyada Altaylı’nın ifadesine başvurulmak istenmesi, sevk tartışmasını yalnızca idari bir nakil meselesi olmaktan çıkarıyor. Aile, bu çerçevenin Altaylı açısından yeni bir hukuki baskı alanı oluşturduğunu savunuyor.
Altaylı’nın tutuklu olması, ifade alma sürecinde karar yetkisinin yargı makamları ve cezaevi yönetimi arasında işlemesine neden oluyor. Ancak Yılmaz’ın vurgusu, bu işlemin sağlık raporuyla çelişmemesi gerektiği yönünde.
SEGBİS seçeneği dosyanın merkezinde
Yılmaz’ın işaret ettiği uzaktan ifade seçeneği, sevkin zorunlu olup olmadığı sorusunu dosyanın merkezine taşıyor. Eğer ifade görüntülü sistemle alınabiliyorsa, aileye göre fiziki nakil tıbbi açıdan gereksiz bir risk yaratır.
Bu noktada kritik ayrım, ifade işleminin hangi gerekçeyle İstanbul’da yapılmak istendiği ve sağlık raporunun bu gerekçe karşısında nasıl değerlendirileceği olacak. Sevk kararında ısrar edilirse, rapora rağmen naklin neden gerekli görüldüğünün açık biçimde ortaya konması beklenir.
Mahkeme veya ilgili makamlar uzaktan ifade yolunu tercih ederse, adli işlem sürerken sağlık riski azaltılmış olur. Fiziki sevk seçeneği korunursa, Altaylı’nın sağlık durumuna ilişkin tıbbi değerlendirme sürecin en belirleyici unsuru haline gelir.
Dosyanın sonraki aşaması, sevk talebinin geri çekilip çekilmeyeceği veya SEGBİS yoluyla ifade alınmasına karar verilip verilmeyeceğine bağlı görünüyor. Ailenin açıklaması, kararın yalnızca usul açısından değil, tutuklu kişinin sağlık hakkı bakımından da denetlenmesi gerektiği görüşüne dayanıyor.