İBB davası: İmamoğlu iddianameyi hedef aldı

İBB davasında İmamoğlu iddianameyi eleştirdi; 414 sanıklı dosyada veri sızdırma iddiası ve atama süreçleri tartışıldı.

Cuneyd Erdogan ·

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB davasında savcılığın hazırladığı iddianameye yönelik eleştirilerini mahkeme tutanağına taşıdı. 9 Nisan 2026’da İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada İmamoğlu, iddianamenin bir “örgüt” kurgusu kurmaya çalıştığını söyledi ve metnin içeriğine sert ifadelerle itiraz etti. Dava, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No’lu salonda devam etti.

Yargılamanın 19. gününde mahkeme, “veri sızdırma” iddiasıyla tutuklu yargılanan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusunu yaptı ve avukatının savunmasını dinledi. Duruşma akışı, dosyanın özellikle belediye iştirakleri ve bilgi güvenliği başlıklarında yoğunlaştığını gösterdi. Bu çerçevede İmamoğlu, Geçek’e göreve atanma sürecinde herhangi bir baskı ya da telkin olup olmadığını sordu.

Geçek, İmamoğlu’ndan kendisine yönelik bir talep gelmediğini, aksine İmamoğlu’nun “Kimse bana ‘ben ne olacağım’ diye gelmesin” dediğini aktardı. Bu ifade, atama süreçlerinin siyasi yönlendirme ile yürütüldüğü iddiasına karşı savunma hattının bir parçası olarak kayda geçti. İmamoğlu da belediyedeki atamalarda liyakati esas aldıklarını, “eşim, dostum, akrabam” yaklaşımıyla hareket etmediklerini söyledi.

İmamoğlu, iddianamede yer alan “özel vasıflı üye” kavramını bilmediğini belirterek, kendi yaklaşımında yurttaşların eşitliği ilkesinin bulunduğunu ifade etti. İBB kadrosunda farklı kökenlerden çalışanlar olduğunu, kimsenin ayrımcılığa uğramadığını dile getirdi. Bu vurgu, dosyada yer alan örgütlenme ve kadrolaşma iddialarına karşı kurumsal yönetim ve insan kaynakları uygulamaları üzerinden bir karşı anlatı kurma amacı taşıyor.

Dosyanın ölçeği, yargılamanın kurumsal risk boyutunu artırıyor. Davada 414 sanık bulunması, sürecin yalnızca bireysel sorumluluk tartışmasıyla sınırlı kalmayıp belediye yönetimi, iştirakler ve veri güvenliği süreçlerine uzanan geniş bir idari alanı kapsadığını gösteriyor. Duruşmaların cezaevi yerleşkesine yakın bir salonda sürmesi de güvenlik ve kamu düzeni hassasiyetinin yüksek seyrettiğine işaret ediyor.

Bu aşamada mahkeme, iddianamenin dayandığı “veri sızdırma” iddiası ile atama ve yönetim pratikleri arasındaki bağlantıyı somut deliller üzerinden tartışmaya açmış görünüyor. İmamoğlu’nun duruşmadaki çizgisi, iddianamenin kavramsal çerçevesini hedef alırken, atama süreçlerinde baskı iddiasını tanık beyanlarıyla zayıflatmaya dayanıyor.

Yargılamanın ilerleyen oturumlarında, belediye iştiraklerinde bilgi güvenliği, erişim yetkileri ve denetim mekanizmaları gibi teknik başlıkların daha görünür hale gelmesi beklenebilir; bu da kamu kurumlarında veri yönetişimi standartlarının tartışılmasını hızlandırabilir.

Olası Etkiler

Ülke Etkisi: Süreç, yerel yönetimlerde hesap verebilirlik ve kamu verisi güvenliği tartışmalarını gündemde tutabilir. Uzayan yargılama, siyasi gündem ve yerel yönetim- merkezi idare ilişkileri üzerinden kurumsal gerilim kanallarını etkileyebilir.

Sektör Etkisi: Belediye iştirakleri ve kamuya hizmet veren teknoloji/telekom şirketlerinde veri yönetişimi, erişim kontrolü ve iç denetim uygulamalarına yönelik incelemeler artabilir. Üst düzey atama süreçlerinde uyum ve kayıt düzeni, kurumsal risk yönetiminin daha görünür bir parçası haline gelebilir.

Piyasa Etkisi: Kamu ihaleleri ve belediye iştirakleriyle çalışan tedarikçilerde sözleşme riski ve uyum maliyetleri kanalıyla fiyatlama davranışı değişebilir. Siyasi ve hukuki belirsizlik, yerel yönetim bağlantılı nakit akışlarına duyarlı sektörlerde risk primini etkileyebilir.

More stories