Bülent Arınç’tan AK Parti’nin 25 yıllık geçmişine dair yorum

AK Parti’nin 25. yılı öncesi kuruculardan Bülent Arınç, ilk 10 yılı “yükseliş”, 2013 sonrasını ise “nispeten düşüş” dönemi olarak değerlendirdi.

Atlas Newsdesk ·

Bülent Arınç’tan AK Parti’nin 25 yıllık geçmişine dair yorum

AK Parti, kuruluşunun 25. yıl dönümünü 14 Ağustos’ta Ankara Millet Bahçesi’nde düzenlenecek mitingle kutlayacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı programda 100 binden fazla kişinin yer alması bekleniyor.

Kutlama programında senfoni orkestrası ve mehteran takımı sahne alacak. AK Parti’nin 25 yıllık siyasi geçmişini anlatan bir film gösteriminin yanı sıra dron gösterisi de gerçekleştirilecek.

Kuruluş yıl dönümü öncesinde, 2015’ten bu yana aktif siyasette bulunmayan ve AK Parti’nin kurucuları arasında yer alan eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, partinin 25 yıllık geçmişini değerlendirdi.

BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici ve Osman Kaytazoğlu’na konuşan Arınç, AK Parti’nin iktidardaki ilk 10 yılını “yükseliş dönemi” olarak nitelendirdi. Arınç, 2013’ten sonra ise partinin durağanlaşmaya başladığını ve “nispeten düşüşe” geçtiğini söyledi.

Arınç’tan AK Parti’ye reform çağrısı

AK Parti’nin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arınç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yeniden ele alınması gerektiğini savundu.

Arınç ayrıca Avrupa Birliği ile ilişkilerin canlandırılması, liyakat ilkesinin güçlendirilmesi ve parti içinde istişare mekanizmalarının yeniden etkin hale getirilmesi çağrısında bulundu.

Eleştirilerini sürdürmesine rağmen AK Parti’den ayrılmayı düşünmediğini belirten Arınç, partinin geçirdiği değişimlere ilişkin görüşlerini de paylaştı.

“Gezi olayları Türkiye’nin dengesini bozdu”

AK Parti iktidarını iki farklı dönemde değerlendiren Arınç, Gezi Parkı eylemlerine ilişkin de konuştu.

Arınç, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açısından Gezi olaylarının bir travma olduğunu belirterek, olayların son aşamasını “kalkışma” olarak nitelendirdi ve bunun Türkiye’nin dengesini bozduğunu söyledi.

Ergenekon davaları sırasında yaşanan hukuksuzluklara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Arınç, dönemin Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında yaşananlara tepki gösterdiklerini söyledi.

Arınç, “Nedir bu rezalet? Nedir bu alçaklık?” diye feryat ettikleri dönemleri hatırlatarak, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’ın da yaşananlardan en fazla rahatsız olan isimler arasında bulunduğunu ifade etti.

“Muhafazakâr demokrat bir parti olduk ama 'Milli Görüş' bizim için bir idealdi”

Abdüllatif Şener, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte AK Parti'nin kuruluşunda öne çıkan dört isim arasında yer alan Arınç, kuruluş döneminde laikliği Fransa örneğindeki gibi katı bir ayrışma anlayışı yerine, daha esnek kabul edilen Anglo Sakson yaklaşımıyla ele aldıklarını belirtti.

Arınç, partinin kuruluş sürecindeki siyasi anlayışını şöyle özetledi:

"Muhafazakâr; ister Avrupai tarzda konvansiyonel parti olsun, isterse bizim anladığımız tarzda değerlere sahip ve onlara saygılı ve onları içselleştiren bir parti olsun. İkincisi de demokratik, çoğulcu ve katılımcı. Bu sırada Sayın Tayyip Erdoğan 'Biz Milli Görüş kimliğini çıkardık' sözünü söyledi. Kendine göre haklıdır. Biz muhafazakâr demokrat bir parti olduk. Ama Milli Görüş bizim için bir idealdi. Yani önce ahlâk ve maneviyat, sonra Türkiye'nin sanayileşmesi ve kalkınması. Bütün bunlardan da vazgeçemeyiz ama parti kimliğimizi değiştirdik."

Necmettin Erbakan'ın Avrupa karşıtı tutumunu hatırlatan Arınç, AK Parti'yi Fazilet Partisi'nden ayıran önemli noktalardan birinin Avrupa Birliği yaklaşımı olduğunu söyledi. Milli Görüş hareketinde Avrupa Birliği'ne üyeliğin "vatan hainliği" olarak görüldüğünü belirten Arınç, AK Parti'nin bu yaklaşımı değiştirdiğini ifade etti.

Arınç, iktidar öncesinde Batı'ya yönelik yaklaşımlarını anlatmak için de çaba gösterdiklerini belirterek şöyle konuştu:

"Tayyip Bey daha genel başkan bile olmamıştı, partiyi kurduktan sonra Amerika'ya da Avrupa'ya da gitti. 'Biz dinci bir parti değiliz arkadaşlar. Biz Batı yanlısı bir partiyiz. Batı'nın sistemine talibiz. Batı'nın özelliklerini istiyoruz' [dedi]. Kendine inandırdı ve bunun en doğal ve somut sonucu olarak... Avrupa bizi kabul etti ve [AB] 2005'te bize müzakere tarihi verdi."

AK Parti'nin ilk yıllarında AB'ye uyum sürecinin önemli önceliklerden biri olduğunu belirten Arınç, Maastricht ve Kopenhag kriterlerinin parti açısından "vazgeçilmez" olduğunu söyledi.

"Tayyip Bey'in başbakanlık dönemi muhteşemdir"

Arınç, AK Parti'nin 2013'e kadar uzanan ilk dönemini ekonomi, kamu hizmetleri, hukuk ve AB reformları bakımından "yükseliş dönemi" olarak nitelendirdi.

Erdoğan'ın başbakanlık dönemini "muhteşem" olarak değerlendiren Arınç, özellikle sağlık alanındaki dönüşüme dikkat çekti. SSK hastanelerindeki kötü koşulların değiştiğini, hastanelerin yenilendiğini, özel hastanelere erişimin arttığını ve şehir hastanelerinin kurulduğunu söyledi.

Bu süreçte yalnızca Erdoğan'ın değil, kabinedeki bakanların da önemli katkılar sunduğunu belirten Arınç; dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ı örnek gösterdi. Enerji ve tarım alanlarında da önemli işler yapıldığını belirten Arınç, dönemin bakanlarını "Hepsi tek başına pırlanta gibi insanlardı ve çok güzel işler yaptılar" sözleriyle değerlendirdi.

Arınç'a göre partinin ikinci dönemi ise 2013 sonrasında başladı. Bu dönemde yaşanan gelişmelerin AK Parti'yi önce durağanlaştırdığını, ardından "nispeten düşüşe" taşıdığını savunan Arınç; FETÖ, Suriye, 15 Temmuz, çözüm sürecinin sona ermesi ve Gezi Parkı eylemlerini önemli kırılma noktaları arasında saydı.

"Gezi olayları sayın başbakanımız için travma oldu"

Gezi Parkı protestolarının AK Parti'nin ilk dönemindeki yükselişin sona ermesinde etkili olduğunu söyleyen Arınç, eylemlerin Erdoğan üzerinde de önemli bir etkisi olduğunu savundu:

"Bu tabii sayın başbakanımız için bir travma oldu. Gezi olaylarını bir kalkışma olarak nitelendirdi ki son tarafıyla gerçekten bir kalkışmadır. Türkiye'nin dengesini bozdu"

Protestoların ilk aşaması ile sonraki gelişmelerin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Arınç, ilk eylemlere katılanlar için "Orada iyi insanlar vardı. Bunların hiçbirisinin hükümetle siyasi bir problemi de yoktu" dedi.

Gezi Parkı'ndaki projeye karşı başlayan eylemleri hatırlatan Arınç, "Üniversite öğrencileri ve entelektüel insanlar 'Burası İstanbul'un akciğeri olarak kalsın, başka bir yerimiz de yok' diye birkaç eylem yaptılar" ifadelerini kullandı.

Polis müdahalesinin ardından olayların farklı bir boyuta taşındığını savunan Arınç, "Bu eylemler sertlikle bastırılmak istendi. Sertlik olunca başka olaylarda da olduğu gibi radikal örgütler devreye giriyor" diye konuştu.

Ergenekon davaları: "Biz hiçbir zaman hoş karşılamadık"

Arınç, Gülen yapılanmasına ilişkin değerlendirmelerinde Ergenekon davalarına da değindi. 2007'den itibaren çok sayıda asker, gazeteci, akademisyen ve siyasetçinin hükümeti devirmeye yönelik bir yapılanmanın parçası oldukları iddiasıyla yargılandığını hatırlatan Arınç, davalarda görev alan ve daha sonra Gülen yapılanmasıyla bağlantıları nedeniyle haklarında işlem yapılan yargı mensuplarını eleştirdi.

Arınç, bu kişilerin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey askerin tutuklanmasına karar verecek kadar ileri gittiklerini savunarak şöyle konuştu:

"Ergenekon olaylarında yine bu FETÖ'cü diye bilinen, yani o tarihte değil belki ama ondan sonra her biri ya yurt dışına gitti ya kaçtı gitti, bunlar da Türkiye'nin Genelkurmay Başkanını bile içeri atacak düzeyde, hatta yüz üç tane generali veya albayı tutuklamaya karar verecek düzeyde gözleri kanlanmış insanlar"

Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında bu uygulamalara tepki gösterdiklerini belirten Arınç, "Ben MGK toplantılarına katılan bir insanım. Her defasında 'Nedir bu rezalet? Nedir bu alçaklık?' diye feryat ettiğimiz zamanları hatırlarım. Bunun da en çok üzülenlerden birisi Abdullah Bey ve Tayyip Bey'di. Çünkü genelkurmayla karşı karşıyaydı" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın geçmişteki "Ben bu davanın savcısıyım" sözlerinin hatırlatılması üzerine Arınç buna "Kesinlikle, kesinlikle [hayır]" diyerek karşı çıktı ve dönemin siyasi atmosferini şöyle anlattı:

"Ergenekon olaylarının hakimi savcısı falan diye siyasette çok tartışması oldu. Belki Tayyip Bey'in bu konuda ileri noktada sözleri geçmiş olabilir.

"O zaman Taraf gazetesinde çıkan pek çok bilgi, belge vardı. Şu toplantıyı yaptılar, şunu yaptılar, böyle bir senaryo uyguladılar, böyle bilmem ne yaptılar.

"Anlıyoruz ki AK Parti iktidarına karşı da birileri işgüzarlık yapıyor. Bu iktidarı nasıl alaşağı ederiz diyerek bir cunta faaliyetini düşünüyor.

"Onlarla ilgili işlem yapılmasına kimse bir şey demez. Ama bunun yanına başka malzemeler getirilmesini biz hiçbir zaman hoş karşılamadık."

"15 Temmuz kulağımıza gelmedi"

15 Temmuz darbe girişimini de AK Parti'nin önemli kırılma noktalarından biri olarak gösteren Arınç, FETÖ'nün böyle bir hazırlık içerisinde olduğuna ilişkin kendilerine herhangi bir bilgi ulaşmadığını söyledi.

17-25 Aralık soruşturmaları ve 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması gibi gelişmeler hakkında bazı duyumlar aldıklarını belirten Arınç, 15 Temmuz konusunda ise hiçbir bilgilerinin olmadığını ifade etti:

"Diyelim ki şimdi bu 17-25 [Aralık], onun öncesinde MİT Müsteşarlığı ile ilgili konular, onun öncesinde bazı kulağımıza gelen olaylar vesaire. Ama daha sonrasındaki 15 Temmuz alçak hain darbe girişimi hiçbir zaman kulağımızın içine de gelmedi, aklımızdan da geçmedi"

Arınç, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz sonrasında Erdoğan'ın tutumunda değişiklik yaşandığını belirterek, "Başbakan Tayyip Bey kendisi ve ailesi hakkında bu iftiralar, bu kötülüklere karşı tedbir alma [ihtiyacı] hissetti. Bu içeride bir çalkantıya yol açtı" dedi.

"Kaptanın başarısı sakin sularla ölçülmez"

AK Parti'nin ilk yıllarındaki yükselişin sonraki dönemde sürdürülemediğini belirten Arınç, yaşanan krizlerin tek başına bu durumu açıklamaya yetmeyeceğini söyledi.

Siyasi liderliğin özellikle kriz dönemlerinde önem kazandığını vurgulayan Arınç, bu durumu şu sözlerle anlattı:

"Yani bu konuda da elbette bu kadar kötülüğe, bu kadar yanlışlığa, bu kadar hükümeti sarsan olaylara rağmen gene o yükseliş trendimiz onlardan bir yeni imkan ve fırsat çıkararak devam edebilirdi.

"Bu, partinin kendi içerisinde yeni bir reform hareketiyle, aynı ilkelere bağlı olarak ama farklı insanlarla farklı kadrolarla devam edebilirdi.

"Bunu ben kendime göre yapardım ama başbakanımız 2014'te zaten cumhurbaşkanı oldu. Birkaç sene sonra da sistem değişti."

Cumhurbaşkanlığı sistemine eleştiri

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin aksayan yönlerinin iktidar içerisinde de tartışıldığını belirten Arınç, eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın bu konuda bir rapor hazırladığını ve raporun Erdoğan'a sunulduğunu söyledi.

Mevcut sistemin revize edilmesi gerektiğini savunan Arınç, cumhurbaşkanının yetkilerinin fazla geniş olduğunu ifade etti. ABD'deki başkanlık sistemini örnek gösteren Arınç, "Şu anda cumhurbaşkanımız her şeyi yapabilecek güçte ve kudrette. Ama Amerika'da mesela [başkan] bir büyükelçi atamasını bile Senato'dan geçirmek zorunda" dedi.

Karar alma süreçlerinde daha fazla denetim ve istişare gerektiğini belirten Arınç, "Bizde çok iyi atamalar da var. Belki çok yanlış kararlar da var. En son Bilgi Üniversitesi'ni kapatıyorsun, üç gün sonra açıyorsun. Elli tane kararname çıkacak, 55 tane onu düzelten kararname çıkacak. Sistemi düzeltin, ehliyete, liyakate, istişareye önem verin, iyice araştırın" ifadelerini kullandı.

Bakanlıklardaki müsteşarlıkların kaldırılmasını da eleştiren Arınç, müsteşarlıkları "bakanlıkların hafızası" olarak tanımladı.

Hukuk alanında da değerlendirmelerde bulunan Arınç, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini söyledi.

"Bugünkü sisteme CHP hiç itiraz etmesin"

Arınç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ortaya çıkış sürecini değerlendirirken 2007'deki "367 krizi"ni de gündeme getirdi.

Dönemin AK Parti adayı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi sırasında CHP'nin Genel Kurul'da en az 367 milletvekilinin bulunması gerektiğini savunduğunu ve Anayasa Mahkemesi'ne başvurduğunu hatırlatan Arınç, bu tutumun sistem değişikliğine giden yolu açtığını ileri sürdü.

"CHP buna [367 milletvekili iddiasına] sarıldı. CHP'nin en büyük kabahati bu. Bugünkü sisteme CHP hiç itiraz etmesin. Çünkü o gün mecliste cumhurbaşkanını seçseydik bu sistem gelmeyecekti" dedi.

Mehmet Uçum'a "Yeni Parti" eleştirisi

Arınç, geçtiğimiz günlerde Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştüğünü ancak CHP'nin mevcut durumuna ilişkin siyasi yorum yapmasının doğru olmayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un Yeni Parti'nin kuruluşunun ardından yaptığı değerlendirmeyi ise eleştiren Arınç, Uçum'un "CHP bu ayrışma ile esasında önlerine koydukları arınma perspektifine uygun bir temizlenme sürecine girmiş oldu" sözlerine tepki gösterdi.

"Bizim Şangay ile mangayla bilmem neyle ne işimiz olabilir?"

Arınç, AK Parti yönetimine yönelik liyakat ve istişare çağrısının yanında Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefini yeniden güçlendirmesi gerektiğini de savundu.

AB hedefinin Türkiye'ye uluslararası alanda önemli bir itibar kazandırdığını söyleyen Arınç, "Avrupa Birliği hedefi bize bütün dünyada bir itibar sağladı. Şu anda bizden daha çok Avrupa Birliği'nin de bize ihtiyacı var" dedi.

Türkiye'nin dış politikada Avrasya'ya yönelmesi yönündeki tartışmaları da eleştiren Arınç, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapılara katılmaya karşı olduğunu belirterek, "Bizim Şangay ile mangayla bilmem neyle ne işimiz olabilir? Ne tarihte olmuş ne bundan sonra olabilir" ifadelerini kullandı.

Rusya ve Çin'le ikili ilişkilerin sürdürülmesi gerektiğini söyleyen Arınç, bu ülkelerin yer aldığı ittifaklara katılmanın Türkiye açısından "eksen değişikliği" şeklinde yorumlanabileceğini belirtti.

"Üzerimizde çok kul hakkı taşıyoruz"

Arınç, son dönemde kendisini en fazla rahatsız eden konulardan birinin "kul hakkının çiğnenmesi" olduğunu söyledi ve yöneticilere "helalleşme" çağrısında bulundu.

"Üzerimizde çok kul hakkı taşıyoruz" diyen Arınç, siyasi ve ekonomik kararların milyonlarca insanı etkileyebileceğine dikkat çekti.

Kamu yöneticilerinin sorumluluğunun daha büyük olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle konuştu:

"Ama yönetim noktasında bir insan, bu maliye bakanı olur, bir başbakan olur, bir cumhurbaşkanı olur yerine göre aldığı bir yanlış kararla milyonların kul hakkına girmişse o çok kötü."

Kur Korumalı Mevduat uygulamasını da örnek gösteren Arınç, "Şimdi KKM diye bir şey oldu. Bu KKM sebebiyle acaba 86 milyonun 60 milyonu zarar görmüş müdür? Birisi 'Görmüştür' diyebilir" ifadelerini kullandı.

Yanlış kararların düzeltilmesi ve toplumdan helallik istenmesi gerektiğini savunan Arınç, "O zaman yapacağın şey hemen bunu düzeltmek. 'Yanlışları gördüm, düzeltiyorum. Düzelttiğim zaman da bana hakkınızı helal edin' demek. Bunu yaparsak bu millet bağışlayıcıdır, affedicidir" dedi.

"Erdoğan keşke yetki ve sorumluluk vererek işleri taksim etse"

AK Parti'nin kuruluş döneminde kararların daha fazla istişare ve ortak akılla alındığını belirten Arınç, zaman içerisinde bu anlayıştan uzaklaşıldığını söyledi.

"O günkü birlikte karar almak veya kolektif akıl dediğimiz en azından çok önemli konuları istişare ettiğimiz hallerden çok uzaklaştık" diyen Arınç, bunun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin doğal bir sonucu olup olmadığını da sorguladı:

"Bu işin doğasında var mı? Bilmiyorum. Yani tek adamlık veya bize özgü bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi mi bunu gerektiriyor?"

Erdoğan'ın çok geniş bir sorumluluk alanını üstlendiğini belirten Arınç, bunun Erdoğan'ın kendi tercihi olup olmadığından emin olmadığını söyledi:

"Bu kadar yoğun mesaisini sayın cumhurbaşkanımız bilerek ve isteyerek mi karşılıyor? Ondan emin değilim. Yani bir insan keşke yetki ve sorumluluk vererek işleri taksim etse"

"Eleştiri hakkımdan vazgeçmeyeceğim"

AK Parti'den ayrılmayı düşünmediğini belirten Arınç, partinin kurucularından biri olduğunu hatırlattı.

Kendisini partiden ayrılmaya çağıranlara, "AK Parti'yi biz kurduk. Bu evin sahibi biziz. Bu evin karşısına geçip de bu evi yıkmaya çalışmayı ben kendi karakterime yediremem" yanıtını verdi.

Bununla birlikte eleştiri hakkını kullanmaya devam edeceğini söyleyen Arınç, şu ifadeleri kullandı:

"AK Parti'de kalacağım ama bana Allah bir hak vermiş, siyaset bir hak vermiş. İslami ölçülerde eleştiri yapmak çok teşvik edilir. Hiçbir zaman muhalif olmayacağım ama eleştiri hakkımı da sonuna kadar kullanacağım. Bu nasıl mümkün? Benim yaptığım gibi mümkün"

"Kibariye'nin ne işi var burada?"

AK Parti'nin kuruluş ilkelerine dönmesi gerektiğini savunan Arınç, parti yönetiminin geçmişten bugüne tüm isimleri kucaklaması gerektiğini söyledi.

Kuruluş yıl dönümü etkinliklerindeki müzik tercihlerine de değinen Arınç, 2023'teki etkinliklerde sahne alan Kibariye üzerinden şu değerlendirmeyi yaptı:

"Müzik var mesela. Tamam, seviyeli müziğe eyvallah. Ama Kibariye'nin ne işi var burada? Aşağılamak için söylemiyorum. Cumhurbaşkanının gözünün içine bakıyor, 'Ah diyor, ikimiz de malı götürdük' diyor. Cumhurbaşkanına karşı bu söylenir mi?"

"Yola beraber çıktıklarınızı unutmayacaksınız"

Arınç, AK Parti'nin geçmişini anlatan etkinlik ve videolarda yalnızca Erdoğan'ın öne çıkarılmasını da eleştirdi.

Partinin kuruluşunda Abdullah Gül, Ali Babacan ve kendisinin de aralarında bulunduğu farklı isimlerin rol oynadığını vurgulayan Arınç, şunları söyledi:

"Bir de öyle videolar hazırlıyorlar ki... O videolarda baştan itibaren sadece Tayyip Bey var. Tarihi tersine çeviremezsiniz kardeşim. Orada ben de varım. Orada Abdullah Bey de var. Orada yeri gelmiş Ali Babacan da var.

O zaman vardı bu insanlar. Bu insanlara bakarak AK Parti'yi iktidara getirdiler. Biz birbirimizi tamamladık. Eşitler vardı ama eşitler arasında birinci Tayyip Bey vardı. Kaç defa söyledim bunu? Hiçbir şey değiştirmediler."

Partinin yeniden bütünleşmesi için kuruluş dönemindeki isimlerin unutulmaması gerektiğini savunan Arınç, "Siz bir bütünleşmeyi sağlayacaksanız, yola beraber çıktıklarınızı unutmayacaksınız" dedi.

Partiye yönelik desteğin önemli ölçüde duygusal bağlara dayandığını da belirten Arınç, "Yolda beraber olduklarınız veya yolda bulduklarınızın büyük bir kısmı sizi gayet duygusal sebeplerle seviyor. O duygusal sebeplerde bir azalma olursa hepsi çil yavrusu gibi gider, sel gider, kum kalır, biz kalırız" ifadelerini kullandı.

Erdoğan sonrası AK Parti için üç kriter

Erdoğan'ın yeniden aday olmaması halinde AK Parti'nin cumhurbaşkanı adayının nasıl belirlenmesi gerektiğini de değerlendiren Arınç, isim vermeden üç kritere dikkat çekti.

Adayın öncelikle siyasette karşılığının bulunması gerektiğini belirten Arınç, "Çok iyi insanlar vardır ama siyasette karşılığı yoktur. Buna da bakmak lazım" dedi.

İkinci kriterin adayın seçimi kazanabilecek kapasiteye sahip olması olduğunu söyleyen Arınç, üçüncü olarak ise ülkeyi nasıl yöneteceğine ilişkin bir vizyonunun bulunması gerektiğini ifade etti:

"Tamam kazandı da diyelim. Ne yapacak ülke için? Nasıl bir düşüncesi var, nasıl bir tasavvuru var?"

Erdoğan'ın bu üç kriteri karşılayan bir ismi aday göstereceğini düşündüğünü belirten Arınç, 2007'de Abdullah Gül'ün adaylığının açıklanmasını hatırlattı ve "benim gönlümden geçen de yani aynen 2007'de yaptığı gibi kardeşim filandır diyebilmesi" ifadelerini kullandı.

"Hayatımın en doğru işi"

AK Parti'nin yaklaşık 25 yıllık siyasi geçmişini değerlendiren Arınç, partinin kuruluşunda yer almaktan pişman olmadığını söyledi.

AK Parti'yi kurmanın, partide görev almanın ve partiyi savunmanın hayatındaki "en doğru iş" olduğunu belirten Arınç, iktidarın ilk 10 yılına ilişkin "Biz 10 senede 60 yılda yapılamayanları yaptık" dedi.

Sonraki dönemde yaşanan değişimi İbn Haldun'un devletlerin yükseliş ve gerilemesine ilişkin yaklaşımı üzerinden değerlendiren Arınç, siyasi hareketlerin zaman içerisinde "birbirine düşme, gerileme, duraklama ve olaylar nedeniyle yanlış istikametlere yönelme" süreçlerinden geçebileceğini söyledi.

Arınç, AK Parti'nin geleceğine ilişkin değerlendirmesini ise şu sözlerle tamamladı:

"Biz kendi içimizden yeniden doğarız"

More stories