Aileyi kimden koruyoruz?: "Ailem Güvende" operasyonları ve LGBTİ+ nefreti üzerine

“Aileyi koruma” söylemi kimi koruyor, kimi tehdit ilan ediyor? “Ailem Güvende” operasyonları üzerinden kutsal aile, popülizm ve LGBT+ düşmanlığına bakış.

Selin Akköse ·

Aileyi kimden koruyoruz?: "Ailem Güvende" operasyonları ve LGBTİ+ nefreti üzerine

Aileyi Kimden Koruyoruz?

Bir polis operasyonuna neden “Ailem Güvende” adı verilir?

Bu isim aslında bize operasyonun kendisi kadar şey söylüyor. Çünkü burada yalnızca suç soruşturulmuyor; aynı zamanda kimin “aile”, kimin “tehdit”, kimin “normal” olduğuna dair bir sınır yeniden ve yeniden çiziliyor.

“Ailem Güvende” operasyonlarında LGBTİ+ derneklerinin fuhuş, müstehcenlik, uyuşturucu ve çocuklara yönelik suç iddialarıyla aynı güvenlik dili içinde anılması tesadüf değil. Üstelik operasyon açıkça Türkiye’nin 2026–2035 “Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonuyla ilişkilendiriliyor.

Peki LGBTİ+’lar neden “aileye tehdit” olarak sunuluyor?

Cevap, tek tek LGBTİ+ bireylerin ne yaptığıyla ilgili olmaktan çok, varlıklarının neyi görünür kıldığıyla ilgili olabilir.

Çünkü queer hayatlar çok basit bir şeyi gösteriyor:

Başka türlü de yaşanabilir.

Kadın ve erkek evlenir, çocuk yapar, anne ve baba belirli rolleri üstlenir ve buna “doğal aile” deriz. Oysa feminist ve queer çalışmaların yıllardır söylediği şey şu: Bu model doğanın kendisi değil, tarihsel ve politik olarak kurulmuş bir model. Kutsal ailenin hizmet ettiği bir sistem var.

Judith Butler’ın yıllar önce sorduğu soru hâlâ geçerli: Akrabalık neden baştan heteroseksüel kabul edilsin?

İki kadının, iki erkeğin, çocuksuz bir çiftin, tek ebeveynin veya biyolojik bağı olmayan insanların kurduğu bakım ilişkileri neden daha az aile olsun?

Tam da burada mesele cinsellikten çıkıp siyasete giriyor.

Çünkü bir yaşam biçimi “tek doğal biçim” olmaktan çıktığı anda, artık sorgulanabilir hale gelir. Ve iktidarın açısından rahatsız edici olan da çoğu zaman budur.

Aile neden bu kadar politik?

Aile yalnızca sevgiyle ilgili değildir. Aynı zamanda nüfusla, vatandaşlıkla ve devletin geleceğiyle ilgilidir.

Sosyolog Nira Yuval-Davis’in gösterdiği gibi ulus-devletler kadınları ve aileyi yalnız özel hayatın parçası olarak görmez. Yeni kuşaklar burada doğar, burada yetişir, burada “millet” yeniden üretilir.

Türkiye’nin bugün doğurganlığı, evliliği ve aileyi stratejik devlet meselesi olarak konuşması da bunun açık örneği.

Böyle bir çerçevede “iyi vatandaş” yalnızca kanuna uyan kişi değildir. Evlenen, çocuk yapan, aile kuran ve yeni kuşakların devamına katkı sunan kişi de olabilir.

Queer hayatlar ise bu çizgiyi bozar.

Seks ile evlilik ayrılabilir.

Evlilik ile çocuk ayrılabilir.

Aile ile biyolojik akrabalık ayrılabilir.

Hayatın tek bir rotası olmadığı ortaya çıkar.

Bu yüzden LGBTİ+’lar doğum oranını düşürdükleri için değil, üreme merkezli vatandaşlık modelinin zorunlu olmadığını gösterdikleri için sembolik olarak tehdit haline getirilebilirler.

Çocuk neden hep hikâyenin merkezinde?

Çünkü “çocuklarımızı koruyoruz” siyasette son derece güçlü bir cümledir.

Sosyolojide buna yakın bir kavram “ahlaki panik”tir. Karmaşık toplumsal korkular tek bir gruba yüklenir ve o grup giderek “toplum için tehlike”nin sembolüne dönüşür.

Ekonomik güvensizlik, değişen aile yapıları, düşen doğum oranları, gençlerin farklı yaşamları, kadınların dönüşen rolleri…

Bunların hiçbiri tek bir nedene sahip değildir.

Ama siyaset karmaşıklığı sevmez. Basit düşmanlar sever.

LGBTİ+ hareketi, feminist düşünce veya “Batı’dan gelen değerler” bu noktada çok kullanışlı hale gelir.

Ve çocuk figürü devreye girdiğinde tartışmanın dili tamamen değişir.

“Ben LGBTİ+ görünürlüğünden rahatsız oluyorum” demekle “çocuklarımızı korumalıyız” demek aynı şey değildir.

İkinci cümle baskıyı koruma, yasağı tedbir, müdahaleyi ise bakım olarak sunabilir.

Siyaset bilimci Iris Marion Young buna “koruyucu erkeklik” diyordu. Otorite her zaman “Bana itaat edin” demez.

Bazen şöyle der:

“Sizi koruyorum.”

Devlet baba olur.

Toplum aile olur.

Çocuk masum olur.

Ve birilerinin de tehdit olması gerekir.

“Ailem Güvende” ismi tam olarak bu hikâyeyi kuruyor.

Sağ popülizm için neden bu kadar kullanışlı?

Çünkü LGBTİ+ karşıtlığı tek başına LGBTİ+ meselesi değildir.

Son yıllarda “anti-gender politics” üzerine çalışan araştırmacılar, bunun farklı korkuları birbirine bağlayan bir siyasal yapıştırıcı olduğunu gösteriyor.

LGBTİ+ üzerinden aynı anda şu imgeler üretilebiliyor:

Batı.

Liberal elitler.

Feministler.

Akademisyenler.

Avrupa.

Şehirli kozmopolitler.

“Yabancı ideolojiler.”

Böylece küçük bir azınlık, çok daha büyük bir kültür savaşının sembolüne dönüşüyor.

Popülizmin klasik hikâyesi zaten budur: Bir tarafta “gerçek halk”, diğer tarafta halkın değerlerinden kopmuş elitler ve dışarıdan gelen tehditler.

Queer vatandaş burada yalnız farklı bir vatandaş olmaz. Kolayca “bizden olmayan”ın sembolüne dönüşür.

Mesele aslında cinsellikten çok daha büyük

“Aileyi koruma” siyaseti aynı zamanda ekonomik, neoliberal bir meseledir.

Çocuklara kim bakacak?

Yaşlılara kim bakacak?

Ev işlerini kim yapacak?

Hasta olduğumuzda kim ilgilenecek?

Bunların çok büyük bir kısmı aile içinde ve çoğunlukla kadınların ücretsiz emeğiyle çözülüyor.

Bu yüzden “güçlü aile” yalnız kültürel bir slogan değildir. Neoliberal devletin hangi yükleri aileye bırakacağını da belirler.

Feminist ve queer siyaset bu noktada yalnız “kimi seviyoruz?” diye sormaz.

Daha rahatsız edici sorular sorar:

Bakımı neden böyle örgütlüyoruz?

Kadın neden doğal bakım veren kabul ediliyor?

Aile neden tek bir biçimde tanımlanıyor?

Vatandaşlık neden evlilik ve çocuk üzerinden değer kazanıyor?

Belki de asıl tehdit burada.

LGBTİ+ hayatların aileyi yok etmesinde değil.

Ailenin tek bir biçiminin doğal, değişmez ve alternatifsiz olmadığını göstermesinde.

Bu yüzden “Ailem Güvende” operasyonlarına sistemden kopuk, yalnızca LGBTİ+ karşıtı bir politika olarak bakmak eksik olabilir.

Burada daha büyük bir soru var:

Devlet kimi koruyor, kimi tehdit ilan ediyor ve hangi hayat biçimini “normal” tanımlamak istiyor? Bu, sistemin nasıl işine yarıyor?

Belki de asıl korunmak istenen aile değil.

Kutsal ailenin iktidarın sürdürülmesindeki yeri ve "öteki"nin sistem için yarattığı tehdit.

More stories