Avrupa Birliği'nde Satılmayan Kıyafet ve Ayakkabıların İmhasını Yasaklayan Karar Yürürlüğe Girdi
Avrupa Birliği, tekstil atıklarını azaltmak amacıyla satılmayan ürünlerin imhasını yasaklayarak firmaları bağışa veya yeniden satışa zorunlu kıldı.
Ayla Demirhan ·

Avrupa Birliği, moda sektöründe her yıl milyonlarca ton satılmayan tekstil ürününün yakılarak veya çeşitli yöntemlerle yok edilmesini engellemek amacıyla yeni bir düzenlemeyi 20 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe koydu. Yeni karar çerçevesinde, büyük giyim markalarının ellerinde kalan kıyafet ve ayakkabıları imha etmesi resmen yasaklanırken, şirketlerin bu ürünleri çöpe atmadan önce bağışlamak veya indirimli kanallar üzerinden yeniden satışa sunmak için gerekli organizasyonları yapması zorunlu hale getirildi.
Avrupa Komisyonu raporlarına göre, Avrupa pazarında satılamayan tekstil ürünlerinin yüzde 9'u herhangi bir kullanım ömrü görmeden doğrudan imha ediliyor. Geçmiş dönemlerde büyük ölçekli markalar, mağazaların raflarında kalan veya depolarından hiç çıkmamış ürünleri uzun süre muhafaza etmenin finansal yükünden kaçınmak istiyordu.
Yeniden satış süreçlerinin, depolama ve yenileme operasyonları açısından imha yönteminden daha maliyetli olması, firmaları kullanılmamış giysileri yakarak yok etmeye yönlendiriyordu. Yeni yasal çerçeve, maliyet odaklı bu sistemik israfın önünü keserek sektörü döngüsel bir yapıya geçmeye mecbur bırakıyor.
İmha işleminin gerçekleştirilebilmesi yeni düzende oldukça kısıtlı ve
İmha işleminin gerçekleştirilebilmesi yeni düzende oldukça kısıtlı ve istisnai koşullara bağlanıyor. İlgili firmaların piyasadan çekmek istedikleri giysileri öncelikle birden fazla sosyal yardım kuruluşuna resmi bağış olarak teklif etmesi gerekiyor.
Ancak belirlenen yasal süre içinde hiçbir kuruluş tarafından kabul edilmeyen ürünlerin, son çare olarak imha edilmesine izin verilecek. Tüketici ve perakende talebi açısından ise bu kararın, outlet mağazalarında, tasfiye satışlarında ve ikinci el platformlarında yüksek iskontolu ürün arzını artırması bekleniyor.
Yeni Kurallar Lojistik Maliyetlerini Tırmandırıyor
Sektör temsilcilerine göre operasyonel süreçlerin baştan yapılandırılması dev giyim markaları üzerinde hissedilir bir finansal baskı yaratacak. Almanya Perakendeciler Birliği yöneticisi Stefan Genth, satılmayan ürünlerin kontrol edilmesi, yeniden paketlenmesi ve yardım dağıtım mekanizmalarına dahil edilmesinin ağır idari yükler getireceğine dikkat çekiyor.
Hasarlı ambalajlara sahip ürünlerin yeniden piyasaya sürülmesindeki pratik engeller ve bazı kalemlerdeki talep noksanlığı, bağış adımlarının sekteye uğramasına neden olabilecek dinamikler arasında gösteriliyor. Almanya Moda Endüstrisi Birliği yöneticisi Thomas Lange ise "Giysiler değerli ürünlerdir ve imha edilmeleri önlenmelidir" sözleriyle kararın endüstri açısından değerini netleştiriyor.
Buna karşın Lange, kısıtlamaların yalnızca kıta sınırları içinde üretim veya satış faaliyeti gösteren büyük üreticileri bağlamasına itiraz ediyor. Avrupa sınırları dışından e-ticaret siteleri aracılığıyla kıtaya aktarılan düşük maliyetli hızlı moda ürünlerinin bu regülasyonlardan muaf tutulması, uyum sağlayan firmalar aleyhine yapısal bir rekabet eşitsizliğine kapı aralıyor.
Avrupalı sanayiciler, dış tedarikçilerin de geri dönüşüm bütçelerine katkı sağlamasını talep ediyor.
Çevre Örgütlerinden Sınıflandırma ve Denetim Uyarısı
Çevre ve sürdürülebilirlik odaklı sivil toplum kuruluşları israfı Çevre ve sürdürülebilirlik odaklı sivil toplum kuruluşları israfı engellemeye yönelik bu kuralları desteklerken, uygulamanın şeffaflığı ve başarı oranına dair çekincelerini dile getiriyor.
"Şirketler örneğin ürünleri farklı şekillerde sınıflandırarak kuralları kolayca aşabilir. Etkili denetim olmazsa uygulamada hiçbir şey değişmez."
Greenpeace yetkilisi Moritz Jager-Roschko tarafından paylaşılan bu uyarı, markaların gümrük bildirimlerinde ve stok veri tabanlarında oynama yaparak mevzuattaki boşlukları kullanma riskini açıkça ortaya koyuyor.
"Kurallar ancak yetkili makamlar tarafından düzenli biçimde denetlenip uygulanırsa etkili olabilir."
Doğayı Koruma Vakfı temsilcisi Silke Düwel-Rieth, yaptırımları tarihi bir düzenleme olarak tanımlarken, sıfır atık hedeflerinin gerçeğe dönüşebilmesi için sürecin habersiz ve bağımsız saha denetimleriyle izlenmesinin zorunlu olduğunu hatırlatıyor.
Önümüzdeki çeyreklerde piyasa denetleyicilerinin şirketler tarafından kurgulanan ürün sınıflandırma yöntemlerini ne derecede engelleyebileceği ve Avrupa dışından ithal edilen ucuz yığınların bu standartlara nasıl tabi tutulacağı perakende sektörünün önündeki ana tartışma konuları arasında yer alacak.