Mehmet Uçum’dan AİHM kararına sert tepki: “Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor”

AİHM kararı sonrası Mehmet Uçum, Kavala dosyasında ulusal mahkemelerin yetkisini savundu ve AİHS düzeninin gözden geçirilebileceğini söyledi.

Atlas Newsdesk ·

Mehmet Uçum’dan AİHM kararına sert tepki: “Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor”

AİHM kararı sonrası Mehmet Uçum, Osman Kavala dosyasında ulusal mahkemelerin yetkisini savundu. Açıklama AİHS ve bireysel başvuru tartışmasını büyüttü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi'nin Osman Kavala hakkındaki kararının ardından X hesabından yazılı değerlendirme yayımladı. Uçum, kararı ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor'un açıklamalarını hedef aldı.

Kavala dosyasında altı ihlal

AİHM Büyük Dairesi'nin kararında Osman Kavala bakımından altı temel hak ihlali tespit edildiği ve Kavala'nın serbest bırakılması gerektiği belirtildi. Kararın ardından Türkiye'de AİHM kararlarının iç hukukta nasıl uygulanacağına ilişkin tartışma yeniden öne çıktı.

Uçum, paylaşımında ulusal yargının yalnızca yasama ve yürütme karşısında değil, ülke dışındaki kurumlara karşı da bağımsız olması gerektiğini ileri sürdü. Uluslararası sözleşmelerin ve mahkeme kararlarının, ulusal yargının asli konumunu ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamayacağını savundu.

Uçum bu çerçevede, “Asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir.” ifadesini kullandı. AİHM'in bir derece mahkemesi olmadığını, ulusal mahkemeler üzerinde hiyerarşik bir üst yargı mercii gibi görülemeyeceğini söyledi.

Ulusal mahkeme yetkisi vurgusu

Açıklamanın merkezinde, AİHM ihlal kararlarının Türkiye'deki kesinleşmiş yargı kararları üzerindeki etkisi yer aldı. Uçum, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311'inci ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 375'inci maddelerine atıf yaparak ihlal kararlarının doğrudan sonuç doğurmadığını öne sürdü.

Uçum'a göre AİHM kararı, ihlal tespit edilen dosyada yargılamanın yenilenmesi yolunu açabilir; ancak nihai değerlendirme ilgili mahkemeye aittir. Bu görüşünü, “İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi ilgili milli mahkemelere aittir.” sözleriyle ifade etti.

AİHS'nin 46'ncı maddesi de paylaşımda ayrı bir başlık olarak yer aldı. Uçum, bu maddenin AİHM kararlarına esastan kesin bağlayıcılık verdiği yönündeki yorumun ulusal yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu savundu.

Bu yaklaşım, Kavala dosyasındaki kararın yalnızca bireysel bir başvuru kararı olarak değil, Türkiye'nin Avrupa insan hakları sistemiyle ilişkisi açısından da tartışıldığını gösteriyor. Dosyanın bundan sonraki seyri, hem iç hukuk yolları hem de Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri bakımından izlenecek.

Amor açıklamasına Ankara tepkisi

Uçum, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor'un AİHM kararı sonrasında yaptığı açıklamalara da tepki gösterdi. Amor'un değerlendirmelerini “küstah ve asılsız” olarak niteleyen Uçum, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı'na yönelik ifadeleri kabul etmediklerini söyledi.

Paylaşımda Türk yargısının bağımsızlığının tartışma konusu yapılamayacağı savunuldu. Uçum ayrıca Avrupa ülkelerinin ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve mülteci hakları konularındaki uygulamalarını eleştirdi.

Açıklamanın dili, kararın ardından hukuki tartışmanın siyasi alana da taşındığını ortaya koydu. AİHM kararının uygulanması, Türkiye'de mahkemelerin atacağı adımlara bağlı olarak yeni diplomatik açıklamalara ve kurumsal değerlendirmelere konu olabilir.

AİHS için gözden geçirme

Uçum'un paylaşımındaki en ileri siyasi sonuç, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraflığı ve AİHM'e bireysel başvuru imkanı hakkında oldu. Uçum, Türkiye'nin bu başlıkları gözden geçirmeye zorlandığını söyledi.

Uçum, Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla karar verildiği görüşünü yineleyerek sürecin bu yönde devam etmesi halinde daha geniş bir değerlendirme yapılabileceğini ileri sürdü. “AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor.” sözleri, açıklamanın ana çizgisini özetledi.

Bundan sonraki süreçte dosya iç hukukta yeniden ele alınırsa tartışmanın ağırlığı mahkemelerin kararına kayacak. Eğer AİHS ve bireysel başvuru başlıklarında siyasi inceleme başlatılırsa, konu Türkiye-Avrupa ilişkileri ve Avrupa insan hakları sistemi açısından daha geniş bir kurumsal gerilim alanına dönüşebilir.

More stories